Bilal Hoca

Ayetel Kürsi Anlamı, Okunuşu, Arapçası ve Fazileti

İslam dininin kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim, pek çok ayet ve sure içermektedir. Bu surelerden biri de Ayetel Kürsi’dir. Ayetel Kürsi Duası, tevhid inancını en net şekilde ifade eden dualardan biridir. Ayetel Kürsi, Kur’an-ı Kerim’in en uzun ayeti olan Bakara Suresi’nin 255. Ayetidir. Müşriklerin davranışlarına karşılık olarak indirilmiştir. Bu sebeple Ayetel Kürsi’nin okunuşu sık sık tekrarlanmalı, Allah’ın varlığı ve birliğini açıklayan bu surenin önemi iyi anlaşılmalıdır. Ayetel Kürsi’nin anlamı, Türkçe meali ve tefsiri öğrenilmeli ve bu surenin faziletlerinden faydalanmak için sık sık okunmalıdır. Özellikleri ve fazileti bakımından büyük bir öneme sahiptir. İşte Ayetel Kürsi’nin detayları:

Ayetel Kürsinin Türkçe Okunuşu:

Ayetel Kürsinin Türkçe yazılışı ve okunuşu şöyledir.

“Allahu la ilahe illa Hüvel Hayyül Kayyum. La te’huzuhu sinetün ve la nevm. Lehü ma fissemavati ve ma fil ard. Menzellezi yeşfeu indehu illa biiznih. Ya’lemü ma beyne eydiyhim ve ma halfehum. Ve la yühıtune bi şey’im min ilmihi illa bima şa’. Vesia kursiyyühüssemavati vel arda. Ve la yeuduhu hıfzuhüma vehüvel Aliyyül Azim.”

Ayetel Kürsi Anlamı:

“Ayetel Kürsi,” Allah’ın sıfatlarını ve kudretini dile getiren güçlü bir ayettir. Anlamı şu şekildedir:

“Allah, O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, daima diridir, her şeyi kendi iradesiyle ayakta tutan ve yöneten O’dur. Ne uyuklama ne de uyku O’nu yakalayamaz. Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey O’na aittir. İzni olmadan kimse O’nun huzurunda şefaatçi olamaz. O, insanların önündekini de, arkasındakini de bilir. O’nun ilmi dışında, O’nun bilmediği hiçbir şey yoktur. O, gökleri ve yeri korur ve bunları korumak O’na zor gelmez. O, yücedir, büyüklüğü ve kudreti engellenemez.”

Ayetel Kürsi Arapçası:

اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ ۚ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِندَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ ۖ وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

Ayetel Kursi Arapca Turkce Okunusu 1
Ayetel Kürsi Anlamı, Okunuşu, Arapçası ve Fazileti 2

Ayetel Kürsi Fazileti:

Ayetel Kürsi fazileti çok sayıda bulunmaktadır. İslam alimlerinin ve hadislerin aktardığına göre:

Ayetel Kürsi, Allah’ın en büyük isimlerini içerdiği için bu ayeti okuyan kişi, Allah’ın koruması altında olur ve büyük sevap kazanır.

Her gece Ayetel Kürsi’yi okuyan kişi, Allah’ın koruması altında olur ve şeytanların kötü etkilerinden korunur.

Ayetel Kürsi’yi sabahleyin okuyan kişi, gün boyunca Allah’ın koruması altında olur.

Ayetel Kürsi, kişinin ölüm anında ona eşlik edecek meleklerin gelmesine sebep olur.

Evde Ayetel Kürsi okunması, şeytanların mekândan kaçmasına neden olur ve huzurlu bir ortam sağlar.

Bu nedenle, Müslümanlar olarak Ayetel Kürsi’ye önem vermeli ve düzenli olarak okumalıyız. Ancak unutmamalıyız ki, dualarımız ve ibadetlerimiz samimi olmalı, yürekten inanarak ve Allah’a yönelerek yapılmalıdır.

Ayetel Kürsi Namazda Okunabilir mi?

Ayetel Kürsi, bir sure değil, Bakara Suresi’nin içinde yer alan bir ayettir. Ancak, genellikle “Ayetel Kürsi Duası” veya “Ayetel Kürsi Suresi” olarak anılır. Namazlarda okunabilecek ayetler arasında yer alır. Namaz sureleri genellikle Kuran-ı Kerim’in son sureleri olan kısa surelerden oluşur, ancak herhangi bir Kuran ayeti de okunabilir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Yasin suresi Kuran’ın kalbidir, Fatiha suresi Kuran surelerinin en faziletlisidir, Ayetül Kürsi Kuran ayetlerinin efendisidir, Kul hüvellahü ehad suresi Kuran’ın üçte birine denktir” (Ahmed İbni Hanbel). Bu hadiste, Ayetel Kürsi’nin Kuran ayetleri içinde ayrı bir öneme sahip olduğu vurgulanmaktadır.

Ayetel Kürsi İle İlgili Hadisler

Ebu Hüreyre (ra) şöyle anlatıyor: Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Her kim akşam olunca Ha-mim el-Mü’min süresini baştan, 3. (dahil) ayetine kadar ve Ayete’l-Kürsiyi okuyacak olursa bu iki Kur’an kıraati sayesinde sabaha kadar muhafaza olunur. Kim de aynı şeyleri sabahleyin okursa onlar sayesinde akşama kadar muhafaza edilirler.” (Tirmizi)

Übey İbnu Ka’b (ra) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v.) bana: “Ey Ebu’l-Münzir, Allah’ın Kitabından ezberinde bulunan hangi ayetin daha büyük olduğunu biliyor musun?” diye sordu. Ben: “O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur, O, Hayy’dır, Kayyûm’dur (yani diridir her şeye kıyam sağlayandır” (Bakara, 225) -ki buna Ayet’ü’l-Kürsi denir- dedim. Göğsüme vurdu ve: “İlim sana mübarek olsun ey Ebu’l-Münzir!” dedi.” (Müslim)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur; “Her farz namazdan sonra Ayetel Kürsi’yi okuyanın cennete girmesi için hiçbir engel yoktur.” (Nesai)

Ayetel Kürsi Dinle

Ayetel Kürsinin Tefsiri

İçinde Allah’ın kürsüsü zikredildiği için “Âyetü’l-kürsî” adıyla anılan bu âyet hem muhtevası hem de üstün özellikleri sebebiyle dikkat çekmiş, hakkında hadisler vârit olmuş, çok okunmuş, şifa ve korunmaya vesile kılınmıştır. Kelime-i şehâdet ve İhlâs sûreleri nasıl İslâm inancının özünü ihtiva ediyor ve insanlara Allah Teâlâ’yı tanıtıyorsa Âyetü’l-kürsî de –onlardan daha geniş ve detaylı olarak– bu özelliği taşımaktadır. Bir önceki âyette peygamberlerin getirdiği bunca âyet ve “beyyine”ye (imana götüren işaret ve delil) rağmen insanların ihtilâfa düştükleri, kiminin küfrü kiminin imanı tercih ettiği zikredilmişti. İnsanı imana götüren deliller, aklını kullanarak üzerinde düşüneceği “kendisinde ve yakından uzağa çevresinde (enfüs ve âfâk)”, peygamberleri desteklemek üzere Allah’ın onlara lutfettiği mûcizelerde ve vahiy yoluyla yapılan “sağlam delillere dayalı sözlü açıklamalar”da görülmektedir. Bu âyet gerçek mâbudu arayanlar için eşsiz ve başka hiçbir kaynaktan elde edilemez bir açıklamadır, delildir.

Şevkânî’nin Buhârî, Müslim, Nesâî, Ahmed b. Hanbel gibi sahih kaynaklardan derlediği hadislerden birkaçı bile bu âyetin önemi hakkında bir fikir edinmeye yetecektir:

Hz. Peygamber, Übey b. Kâ‘b’a “Allah’ın kitabından hangi âyet en büyüğüdür” diye sorup “Âyetü’l-kürsî’dir” cevabını alınca onu tebrik etmiştir (Müslim, “Müsâfirîn”, 258).

Yine Übey’in hurmasına şeytana tâbi bir cin musallat olmuş; vermeyi, dağıtmayı seven Übey’i bundan vazgeçirmek üzere hurmayı aşırmaya başlamıştı. Übey mahlûku takip ederek yakaladı. Garip bir şekli vardı. Onunla konuşunca kimliğini ve maksadını anladı. Kendilerinden nasıl kurtulabileceğini sorunca “Bakara sûresindeki kürsü âyeti ile” dedi ve ekledi: “Onu akşamda okuyan sabaha kadar, sabahta okuyan akşama kadar bizden korunmuş olur.” Sabah olunca Übey durumu Hz. Peygamber’e aktardı. Resûlullah, “Habis doğru söylemiş” buyurdu.

Buhârî’de de Ebû Hüreyre’den naklen yukarıdakine yakın bir rivayet vardır. Hz. Peygamber’e hadiseyi anlatınca şeytan olduğunu öğrendiği hırsız Ebû Hüreyre’ye şöyle demiştir: “Yatağına yatınca Âyetü’l-kürsî’yi oku, devamlı olarak Allah’tan bir koruyucun olacak ve sabaha kadar sana şeytan yaklaşamayacaktır.”

Allah varlığı ezelî, ebedî, zaruri ve kendinden olan, her şeyi yaratan, her şeyin mâliki ve mukadderatının hâkimi, her şeyi bilen ve her şeye kadir olan… yüce mevlânın öz ismidir. Bu öz isim zikredildikten sonra hem O’nun vahdâniyeti (birliği, tekliği) hem de İslâm’ın getirdiği imanın tevhid (Allah’ı birleme, bir bilme) özelliği açıklanmak üzere “O’ndan başka tanrı yoktur” buyurulmuştur.

Müşrikler elleriyle yaptıkları putlara tapmakta idiler. Bunlar cansız eşyadan yapılırdı. Canı bile olmayan varlığın ilâh olamayacağını ifade etmek üzere hemen arkasından “O diridir” buyurulmuştur. Evet Allah diridir, O’nun hayat sıfatı vardır ve tıpkı diğer isimleri ve sıfatları gibi bunun da mahiyetini ancak kendisi bilmektedir.

Gerek Araplar’daki gerekse diğer kavimlerdeki müşriklerin çoğu büyük bir Allah’a inanmakla beraber bunun yanında –her birine bir işlev tanıdıkları– sözde tanrılara inanmışlardır. Bu inanç tevhide aykırıdır. Tevhidi açıklayarak başlayan âyet, Allah Teâlâ’nın “kayyûm” sıfatını zikrederek “küçük, aracı, özel görevli… tanrılar”a gerek bulunmadığını ifade etmektedir. Çünkü kayyûm, “bütün varlıkları görüp gözeten, yöneten, bir an bile onları bilgi ve ilgisi dışında tutmayan” demektir.

“Onu ne uyku basar ne uyur” cümlesi, hay ve kayyûm sıfatlarını pekiştirmekte ve biraz daha anlaşılmasını sağlamaktadır. Uyku basan veya fiilen uyuyan birinin gözetim, yönetim, koruma gibi işleri yerine getirmesi mümkün değildir. Allah Teâlâ’nın kayyûmluğu kâmil ve kesintisiz olduğuna, daha doğrusu kayyûm sıfatı bunu ifade ettiğine göre O’nu ne uyku basar ne de uyur.

Yerde ve gökte ne varsa –başka hiçbir kimseye değil– O’na aittir; yaratanı da gerçek sahibi de O’dur. Âyetin bu mânayı ifade eden parçası “Yalnız O’na aittir” kısmıyla tevhidi öğretirken “başkasına değil” mânasıyla de şirkin çeşitlerini reddetmektedir. Çünkü müşrik toplumlar varlıkları yaratılış, aidiyet ve yetki bakımlarından çeşitli tanrılar arasında paylaştırmışlar; meselâ yıldız, gök, yer… tanrılarından söz etmişlerdir. “Yerde ve gökte” tabiri Arapça’da “bütün varlıklar” mânasında kullanılmakta, adına yer ve gök denilmeyen veya maddî mânada yere ve göğe dahil bulunmayan mekânlar ve buradaki varlıklar da bu ifadenin içine girmektedir.

Allah’a ortak koşan kâfirlerin bir kısmı, bu ortakların O’na denk olduklarına değil, O’nun nezdinde reddedilemez şefaat, geri çevrilemez aracılık hakkına sahip bulunduklarına inanmakta ve putlara bu anlayış içinde tapınmaktadırlar. “Allah katında, O izin vermedikçe hiçbir kimse şefaat edemez” mânasındaki cümle bu inancın asılsızlığını ortaya koymakta; şefaatin de izne bağlı bulunduğunu, O izin vermedikçe ve dilemedikçe kimsenin böyle bir yetki ve imkâna sahip olamayacağını özlü ve etkili bir şekilde zihinlere yerleştirmektedir. Allah katında kendisine şefaat izni verilenlerin durumu ve yetkileri, ödül törenlerinde ödülleri vermek üzere kürsüye çağrılan şeref konuklarınınkine benzemektedir. Ödülün kime verileceğini bilen ve belirleyen onlar değildir. Ancak bu merasimi tertipleyenlere göre onlar, şerefli, saygıya lâyık, büyük kimseler olduklarından kendilerine böyle bir imtiyaz verilmiştir. Allah katında şefaatlerine izin verilecek olanlar da Allah’a yakın ve sevgili kullar olacaktır.

Allah’tan başka bütün şuur ve bilgi sahiplerinin bilgileri sınırlıdır, doğru da yanlış da olmaya açıktır. Bu genel gerçek şefaat meselesine uygulandığında kimin şefaate lâyık olduğunun da ancak Allah tarafından bilineceği anlaşılır. Çünkü dış görünüşü (mâ beyne eydîhim) itibariyle şefaate lâyık görülenlerin, kullar tarafından görülemeyen ve bilinemeyen iç yüzleri (mâ halfehüm) itibariyle böyle olmamaları mümkündür. Allah birdir ve yalnızca O ibadete lâyıktır; çünkü O’ndan başka olmuşu, olacağı, gizliyi, açığı, geçmişi, geleceği, görüleni, gaybı bilen yoktur.

Kürsî (kürsü), “koltuk, sandalye, taht” anlamlarına gelir. Mecazi olarak saltanat, hükümranlık, mülk mânalarında da kullanılmaktadır. Allah Teâlâ’nın üzerine oturulan maddî alet mânasında kürsüsü olamayacağından –bu O’nun bizzat açıkladığı yüce sıfatlarına aykırı düştüğünden– burada kürsüden bir başka mânanın kastedilmiş olması gerekir. Esasen Kur’an’da Allah’a nisbet edilen, “Allah’ın…” denilen her şeyi, O’nun varlığına dahil veya kullandığı bir şey olarak anlamak da doğru değildir. Meselâ “Allah’ın evi, Allah’ın ruhu, Allah’ın emri, Allah’ın kölesi” tamlamalarında Allah’a ait olan şeyler böyledir. Bunlar ne O’nun varlığının bir parçasıdır ne de kullandığı araçlardır; önem ve şereflerinden dolayı O’nun” diye tanımlanmışlardır. İbn Abbas’a göre kürsüden maksat ilimdir. O’nun ilmi her şeyi kaplar. Âyetin bu kısmını, “kürsüden maksat O’nun hükümranlığıdır ve buna sınır yoktur, hiçbir şey O’nun dışında kalamaz” veya “Allah semavatı, arzı, arşı Kur’an’da zikretmiş, fakat bunlardan maksadın ne olduğunu açıklamamıştır. Kürsüsü de böyle bir varlıktır, yerleri ve gökleri içine alacak kadar geniştir. Ne ve nasıl olduğunu ise ancak kendisi bilmektedir” şeklinde anlamak mümkündür.

Yüce, kâmil, eşsiz sıfatlarının bir kısmı âyette zikredilen yüce Allah’a, kulların sonsuz gibi gördükleri kâinatı korumak, gözetmek ve yönetmek elbette güç gelmeyecek, O’nu yormayacak, meşgul bile etmeyecektir. Çünkü O yücelerden yücedir, kimse bilmez nicedir.

Arapça işaret isimleri için tıklayınız.

Nazar duasına ulaşmak için tıklayınız.

Efalu mukarebeyi öğrenmek için bakınız.

İnstagram hesabımızı takip ederek her gün farklı bilgiler öğrenebilirsiniz. Takip için tıklayınız.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top